2 Haziran 2016 Perşembe

Nefs

        Ateşi beslemez isen söner. Bir kıvılcımdan doğar bu varlık, her şey onunla başlar. Kıvılcım yanmayı, sonrasında büyümeyi, daha çok yanmayı ve geride bir harabe, yıkık dökük yerler, bitik mekanlar ve güzelliklerden nasibini almamış bir şekilde tekrar sönünceye kadar durmadan ister. Sanki ne olacaksa her şey yok olunca, tekrar başa dönmeyecek mi ? Dönecek elbet, ama bu sefer elinde yakacak bir şeyi kalmadan, koskoca bir hiç ile yandığı ile kalacak. En ufak bir tohuma, bir yaprağa, biraz oksijene hasret kalacak. En ufak bir hareketi gözler olacak. Çünkü vazifesi yanmak, onu yerine getirmek için var, yanmak için var... İşte ateş nefis gibidir. Nefis hiç bir zaman ölmez, sadece uyur. İnsan eğer ona uyarak en ufak bir harekette bulunursa kıvılcımı çakmış olur. İşte! İşte! Başardınız onu canlandırmayı, uyuyan devi uyandırdınız...
         Eğer ki, yanacak olan ateşin sizi aydınlatacağını düşünerek ilk etapta, "Bu ateş çok güzel imiş, biraz daha yansın hele! " diyerek peşinden gidip istediği şeyleri ona verirseniz ? İşte başlıyor büyümeye. Nasıl ki büyüyen bir yangına engel olmak, onu söndürmek zor ise, nefsinizde öylece büyür ve yanarak sahip olduğunuz her şeyi yok eder. Amacı sizi güzelliklerden nasiplendirmemek. Amacı size his yaşatmamak, hislerinizi köreltecek kadar yanmak ve yok etmek. Nefsinize uymayın, bir anlık hevesler, sonundaki yokluk için çakmayın kıvılcımı. Ateş olmayın yanmayın etraflıca, onu kontrol edin, hükmünüz onun varlığını bilsin ve ona hükmetsin. Bırakın ruhunuz öğretmen, nefsiniz öğrencisi olsun. Yok olmaya değil var olmaya, varlığa ve birliğe yol almaya, sonra varlıktan dolayı yok olmaya ulaşsın bu ceset vücut ile...